Sanat Eleştirisi- Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Darağacı” Romanı

Description
Sanat Eleştirisi- Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Darağacı” Romanı

Please download to get full document.

View again

of 4
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Information
Category:

Genetics

Publish on:

Views: 0 | Pages: 4

Extension: PDF | Download: 0

Share
Tags
Transcript
  FETRET DEVRİNİN DERİNLİKLERİNE UZANAN YOL   Mahmut ORTA Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Darağacı”   Romanı   Mustafa Necati Sepetçioğlu, 1932 yılı başlarında Tokat’ın Zile ilçesi Kislik    Mahallesi’nde şimdilerde adı “Sepetçi” diye anılan sokakta, 106 numaralı evde doğmuştur. Asıl adı Hacı  Necati’dir. Mustafa Necati Sepetçioğlu, Zile’nin yerlilerindendir. Baba tarafı sepet ördüğü için “Sepetçiler” lakabıyla anılmaktadır. Aile daha sonra soyadı kanunu çıkınca “Sepetçioğlu” ismini kendilerine soyadı olarak seçerler  . Sepetçioğlu ilk ve ortaokul tahsilini memleketinde yapar ve daha sonra liseye de başladığı Tokat’tan sonra Bursa’da ve son olarak İstanbul’da lise tahsile devam eder. Lisenin son sınıfını Haydarpaşa Lisesinde okur. Buradaki velisi Necip Fazıl’dır. 1951 yılında bu liseden mezun olur.   1957 yılında da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden Sait Faik’in Hikâyelerinde Su Unsuru adlı tez çalışmasıyla mezun olur.   Türk edebiyatının tarihî roman konusunda en çok okunan, kitleler üzerinde derin etkileri olan romancısı Mustafa Necati Sepetçioğlu 8 Temmuz 2006 tarihinde vefat eder. Mezarı İstanbul’da Karaca Ahmet Mezarlığı’ndadır. Sepetçioğlu edebiyatın birçok türünde eser vermiştir. Romanları: Kilit(1971) Anahtar(1972) Kapı (1973) Konak(1974) Çatı(1974)  Üçler-Yediler- Kırklar(1975)   Bu Atlı Geçide Gider(1977)  Geçitteki Ülke (1978) Cevahir ile Sadık Çavuş’un Buğday Kamyonu(19 77) Geçitteki Ülke, Darağacı(1978)  Beyaz Güvercin(çocuk romanı 1978)  Kutsal Kaya(1978) Karanlıkta Mum Işığı(1979)   Ebemkuşağı(1980)   Gece Sabır(1980)   Çatı(1980)  Gece Vaktinde Gün Dönümü(1981) Güneşin Dört Köşesi(1983)  Ve Çanakkale I /Geldiler(1989) Ve Çanakkale II /Gördüler(1989) Ve Çanakkale III/Döndüler(1989) Kutsal Mahpus(1990) Sabır Ağacı(1992)   Benim Adım Yunus Emre(1994), Sahibini Arayan Toprak(2004) Öyküleri: Abdürrezzak Efendi(1956) Bir Büyülü Dünya ki(1971) Menevşeler Ölmemeli(1972)   Oyunları : Um ut Çeşmesi,(çocuk oyunu 1968) Çardaklı Bakıcı(1969)   Köprü, Son Blokları(1969)  Son Bloklar(1969) Büyük Otmarlar(1970) Her Bizans’a Bir Fatih(1972)   Mehveş Hanım(1984)   Maragalı Abdülkadir(1986)  Yunus Emre (1995) Efsane: Türk- İslam Efsaneleri(1973)  Destan: Yaratılış ve Türeyiş(1965)   İnceleme : Türk Destanları(1972)  Dede Korkut(1972) Dedem Korkut’un Kitabı(1990)   Diğer  : Sonsuza Uyanan Taşlar(1981)   Can Ocağında Pişen(1981)   Derleme: Dağyolu  ve Günebakan’dan Seçmeler (H.S.Tanrıöver) , 1971  Yazarın romanlarının ekserisi tarihi roman türündedir. Yukarıda yayımlanış tarihleriyle  belirttiğimiz romanların bir kısmı üçlemeler halinde tasnif edilmiştir. Bizim ele alacağımız kitap; “Şeyh Bedrettin, Timur ve Yıldırım Beyazıt Üçlemesi” başlığı altında yer alan; Bu Atlı Geçide Gider (1977) Geçitteki Ülke (1978) Darağacı (1979) romanlarından Darağacı romanı üzerine bir sanat eleştirisi çalışması yapacağız.   Yazarın tarihi romanlar üzerine yazdığından bahsetmiştik. Konak romanı ndan Gece Vaktinde Gündönümü romanına kadar olan üç adet üçleme ile Osmanlı’nın kuruluşundan İstanbul’un fethine kadar geçen süreci kurgulayarak anlatmıştır. Darağacı romanında ise Osmanlı’nın Ankara Savaş’ından sonra yaşadığı fetret devri döneminde yaşananları ele almıştır. Yavuz Bahadıroğlu’nu n Sahipsiz Saltanat adlı   romanında da aynı konu ile kurgulanmış bir başka roman daha mevcuttur. Darağacı romanın öncelikle kapak resmine değinecek olursak Osmanlı mimarisi ile düzenlenmiş birkaç yapı bir ağaç ve ağacın dalında sallanan bir kişi mevcuttur. Daha romanın kapağını açmadan darağacında sallanan kişinin kim olduğu bir merak unsurudur. Yazar bu merak unsurunda sınırları zorlayarak kitabın sonlarına kadar darağacındaki ismi açıklamaz. Son kısımlara yaklaştıkça zaman zaman verdiği ipuçları  ve yine devlete karşı çıkanların ölümlerinin darağacında olduğundan bahseder ve bu doğrultuda darağacında sallanan asıl kişi hakkında   tahminde bulunmamıza sebep olur. Bunun yanında ülkenin  bulunduğu karışık durum dolayısıyla bir darağacı   kurulduğundan ve bu darağacında kimin sallanacağının meçhul olduğundan söz eder.   “… Şu kadarını deyim sana, Türkmen Ülkesi’nde epeydir bir darağacı çatılıyor, çatılmağa çalışıyor gayri kim sallanır bu darağacında onu da Tanrı bilir ancak. ..”  (s.336) Romanın içeriğine değinecek olursak olayların yaşandığı zamanda Türk ve Müslüman olan Osmanlı’nın yanında yine Türk ve Müslüman olan Timur’un devleti vardır. Her ikisi de Türk cihan hâkimiyeti anlayışıyla fetihler yaparak İslamı yaymayı hedeflemektedirler. Yıldırım Bayezıd Han’ın başarıları Timur’u   rahatsız eder ve savaşmak için  birçok sebep arar. Ve sonunda Anadolu’ya girerek Ankara’da iki devlet savaşırlar. Savaş sonucunda Osmanlı savaşı galip götürse de ordusunda bulunan Anadolu beyliklerinin askerinin ih aneti savaşta mağlup   olmalarına sebep olur. Bayezıd Han tutsak düşer ve tutsaklığı sırasında da hayatını kaybeder. Bu durum sonucunda Timur yaptığı hatanın farkına varıp pişman olsa da tarihin bu sahnesindeki elim olayı değiştiremeyecektir. Yıldırım’ın ölmesinden sonra oğulları arasında yaşanacak taht kavgası Osmanlı soyunun asaletine gölge düşürecektir.  Romanda en çok Çelebi Mehmed cephesi, Emir Süleyman ve Musa Çelebi cephesine değinilir. Diğer kardeşlerin üzerine çok fazla değinilmemesi benim açımdan bir    eksiklik olduğunu düşünüyorum.   Yalnız bu dönemde yaşanan olaylarında birçoğuna değinilmesi tarihin  içselliğine uzana yolda aklımıza gelmeyecek noktalara değinilmiştir.   Bunun yanında romanın adıyla da alakalı karakter olan Şeyh Bedreddin cephesi de ilgi çeken bir başka olay örgüsüdür.   Romanın kurmaca dünyasında tarihî kişilik olarak Şeyh Bedreddin yerini alır. Musa Çelebi'nin yanında kazaskerliğe kadar yükselen Şeyh Bedreddin, Darağacı romanında bilim adamı kimliği ile siyasî fikirleri ve politik ihtirasları arasında sıkışmış bir kişil ik olarak belirir. Onun adı etrafında başlatılan başkaldırı hareketi devletin zayıf bir dönemine rastlaması  bakamından sarsıcı olur. Çelebi Mehmed, Şeyh Bedreddin ve müritleri etrafında başlayan sosyal bünyeyi sarsmaya, siyasî birliği bölmeye yönelik hareketi bastırarak ülkenin birliğini sağlamayı başarır. Romanın kurmaca dünyasında felsefî, ilmî, siyasî ve sosyal fikirleriyle  beliren, tereddüt ve korkularıyla insanî yönü öne çıkan, bazen düşüncelerinin çarpıtıldığını ileri süren Şeyh Bedreddin, politik ihtiraslarıyla çevresinin kışkırtmaları sonucu başkaldırının liderliğine kadar sürüklenir. Bunun bedelini darağacında hayatıyla öder. Çalkantılar ve  başkaldırı içerisinde o, kimliğinden çok kişiliği etrafında oluşturulan "Şeyh Bedreddin" imgesinin dönüşümünün   kurbanı olmuştur.   Şeyh Bedreddin felsefi yönden de etkili bir karakterdir anlattıkları   tarafından farklı algılanması kendi sonunu hazırlamaktadır.   Bedreddin’e inananların devlet düzenine karşı gelmeleri kabul edilemez bir durumdur. Devletin her bireyi vat anına milletine bağlı bir birey olmak zorundadır. Devletin belirlediği  politikalar kişinin düşünceleriyle örtüşmeyebilir fakat bu noktada yönetime asi olma k kesinlikle doğru bir davranış değildir.   Kişide var olan irade duygusu devletin düzen ve huzur içeri sinde yönetilmesini sağlar. Şayet bireyler iradelerinin dışında hareket etmeye başlarlarsa yahut başkalarının iradeleriyle hareket ederlerse var olan düzen yok olmaya mahkûmdur. Bedreddin’in kendisini yanlış ifade etmesi ya da yanlış anlaşılması Osmanlı Devleti’nin zor zamanında kurmaya çalıştığı düzeni daha da zorlaştırmıştır. Croce’ye göre sanat ifadedir. İfadede ise amaç,  duygu ya da düşünceyi  duygusal bir araçla ortaya koymaktır. Romanda da Bedreddin karakteri kendisine inandığını sandığı kişilere düşüncelerini açıklar   fakat düşünceleri farklı türlü lanse edilir.   Romandaki kardeşlerin kavgasına tekrar dönecek olursak, kardeşlere destek veren beylerin tavırlarındaki tutarsızlık   da göze çarpan bir başka unsurdur.   Devletin sadrazamı olan Çandarlı   Ali Paşa, kardeşlerden Süleyman’ı alarak savaştan kaçar ve yanında da ileri gelen beyler vardır.   Emir Süleyman’ın yanında olmakla yanlış bir karar veren beyler saf değiştirmişlerdir.   Görüldüğü gibi;  Süleyman Çelebi, muharebenin kayb edildiğini  görünce Vezir-i Azam Çandarlizâde Ali Pasa, Murad Pasa, Yeniçeri ağası  Hasan Aga ve Subaşı  Eyne Bey ile birlikte yanındaki  kuvvetlerle Bursa'ya gelmiş , buradan da küçük şehzade  Kasim'i alarak büyük  zorluklarla Rumeli'ye geçer. Isa Çelebi, muharebe meydanîni terk ettikten sonra Balıkesir    taraflarında   saklanmış , Mehmed Çelebi Amasya'ya çekilmiş , Musa ve Mustafa ise  babaları  ile  birlikte esir düşen kardeşlerdir.  Bu kavgaya dâhil olmayan kardeşler Musa ve Mustafa gibi gözükse de Timur’un desteğiyle Musa Çelebi de kendisini kavgada bulur yalnızca yaşı küçük olan Mustafa bu kavganın dışında kalır, o da ileriki zamanlarda yine taht mücadelesine girecek ve de Düzmece Mustafaların ortaya çıkmasına vesile olacaktır.   Romanda adalet kavramına da değinilmiştir. Daha henüz romanın başında iken kadıların rüşvet aldıkları gerekçesiyle hepsinin yakılma emri verilip daha sonra da bu karardan vazgeçilir. Romanın ilerleyen kısmında ise artık kadıların ne denli bir adalete sahip olduğu Yıldırım Bayezıd’ın bir şahitlik yapacağı mahkemede sarhoş olduğu anlaşıldığı için padişah da olsa şahitliği kabul edilmez.  Roman bu yönüyle de Osmanlı’daki adalet sistemini de ön  plana çıkartmıştır. Yazar Osmanlı tarihli romanlarında genellikle Osmanlı’nın güzel yanlarını ve de nasıl bir cihan imparatorluğu   haline geldiğini adım adım işlemiştir. Bu   romanda ise Osmanlı’nın nasıl zor duruma düştüğünü yeni bir süzen tutturmak için çekilen cefalar aktarılmıştır. Romanı   okurken kişinin içerisinde sürekli bir sıkıntı olmaktadır. Bu da okuma süresini uzatsa da devletin ne zaman selamete ereceğinin merakı okuma isteğinden vazgeçirmemektedir.  Eserde darağacı suçluların hak    ettiği cezayı aldıkları son durak olarak   simgelemektedir. Savaş sahnelerinde olsun yahut diğer trajik sahnelerin anlatımında bir film sahnesi ile karşı karşıya olma hissi vermektedir. Eser dönemin anlatımını birçok yönle ele aldığı için okuyucuda iyi bir izlenim bırakmaktadır. Bu yönüyle o dönem hakkında bi lgi edinmek isteyen her Türk gencinin kütüphanesinde  bulundurabileceği bir kitap olma özelliğindedir. Dönemde yaşanan bazı hadiselerin “Acaba nasıl olmuştur?” sorularına cevap veren anlatımları hoşumuza giden önemli noktalardandır.   Eser özellikle tarihi ilgisi olan kimselerin özenle okuyup üzerine düşüncelerini söyleyebileceği bir yapıttır.   Kurguladığı olayların birçoğu tarihi gerçeklikle paralellik gösterdiği için başarılı bir eserdir.   Fetret devrinde yaşanan drama, entrikalara, mü cadelelere tanıklık etmek isteyen kimseler için şiddetle okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap.  24.05.2013
Related Search
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks