Psikotarihin Yaklaşan Krizi (The Coming Crisis in Psychohistory)

Description
Psikotarihin Yaklaşan Krizi (The Coming Crisis in Psychohistory)

Please download to get full document.

View again

of 31
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Information
Category:

Renaissance (1330-1550)

Publish on:

Views: 0 | Pages: 31

Extension: PDF | Download: 0

Share
Tags
Transcript
  Tarih Okulu  Mayıs -  Ağustos 2010 Sayı VII,  129-159. PSİKOTARİHİN YAKLAŞAN   KRİZİ    Fred WEINSTEIN / Gerald M. PLATT Çeviren: Mustafa ALİCAN    I. GİRİŞ   Toplumsal çatışma iki temel formda meydana gelir: bireyler ile toplum arasındaki çatışma ve toplum içinde bulunan gruplar arasındaki çatışma. Tarihçiler, ağırlıklı olarak mücadele, çatışan gruplar ve “ toplumsal güçlerin oyunu”   ile ilgilenirler. Freudyen psikanaliz ise, tersine, ağırlıklı olarak bireyler ve toplum arasındaki mücadelenin analizine yönelmiştir. Freud, analizin sosyolojik boyutunun elbette f  arkındaydı, fakat onun grup davranışını açıklamaya dönük girişimleri başarısız oldu. Freud, yeterli bir sosyolojik referans çerçevesi oluşturma konusunda  başarılı olamadı. Bunun nedeni, onun psişik çatışmayla ilgilenmesi ve sürekli olarak dışsal toplumsal gerçekliğin önemini azaltmasıydı. 1   Freud tarafından kurulmasına rağmen post - Freudyenler tarafından geliştirilen psikanalitik ego  psikolojisi, bu dengesizliği bir dereceye kadar telafi etmiştir. Psikanalitik ego  psikologları, bireylerin, kendilerini toplumsal hedeflere nasıl yönlendirecekleri ile ilgilenmişler ve insanların, gerçekçi problemlerin üstesinden gelebilmeye    “The Coming Crisis in Psychohistory,” The Journal of Modern History,  Vol. 47, No: 2 (June 1975), pp. 202-228.    Arş. Gör., Ege Üniversitesi Tarih Bölümü . 1   Şuradaki tartışmaya bakınız: Fred Weinstein ve Gerald M. Platt,  Psychoanalytic Sociology   (Baltimore, Md., 1973), ss. 7, 47. Ayrıca Freud, grup ilişkilerini, psikanalistlerin “sentetik fonksiyonlar” dediği şey pahasına, yani anlama ve kavrama ile ilgili fonksiyonlar pahasına, yalnızca regresif koşullarda tasarlamaktaydı. Böylelikle, Group Psychology and the Analysis of the Ego (New York, 1965), ss. 16, 60, 68’de, Freud, insanların “sürekli olarak, gerçek olmayana gerçek olanın üzerinde bir konum verdiklerini” ve insanın “sınırsız bir güç tarafından yönetilmek istediğini” ifade etmişti. İnsan, bir şef tarafından, mümkün davranışın yalnızca pasif  -mazo şist bir tutum olduğuna yönlendirilen göçebe bir hayvandır. Freud, bu argümanı, bugün hiçbir psikanalistin savunmak istemeyeceği filogenetik önermeleri referans göstererek desteklemişti.  Mustafa Alican 130 adapte olma yeteneklerini vurgulamışlardır.   Ege psikolojisi, böylece, güdü  ve savunmaya yönelik erken psikanalitik vurgunun çok ötesine taşınmıştır. Yine de  psikanalistler, psişik olan ile analizin toplumsal aşamalarını birleştirmeye yönelik sistematik çabalarında henüz başarılı olamamışlardır; grup çalışması,  psikanalitik teoriyi atlatmaya devam etmektedir. Psikotarih, taslağını çizdiğimiz bağlam üzerinde geliştirilmiştir ve  bu disiplin, psikanalizin güçlü ve zayıf yanlarını yansıtmaktadır. Bundan dolayı  psikotarihçiler, ağırlıklı olarak, grupların ve akımların analizine değil,  biyografik analize dalmışlardır. Bundan başka, psikanalizde, psik  odinamiklerin toplumsal süreçlerle ilişkisine dair sistematik bir yöntem bulunmadığından dolayı, psikotarihçiler, biyografik çalışmalarında, ego psikolojisinin sağladığı malze menin sunduğu avantajın tamamından yararlanamamışlardır. Psikotarihçiler, bireysel davranışı, halen, geniş ölçüde güdü ler ve savunular, diğer bir ifadeyle, kaçınılmaz bir şekilde, gerçeklik faktörleri hesabına, nevrotik ve regresif güçler açısından açıklamaktadırlar. Bu nedenle, tarihçiler,  psikotarihsel girişime şüpheyle bakmaya devam  etmektedirler. 2   II. PSİKANALİTİK TEORİDE TOPLUMSAL DÜNYA: KLASİK PSİKOLOJİ VE EGO PSİKOLOJİSİNİN TARİHE YÖNELİK YAKLAŞIMLARININ ELEŞTİRİSİ   Psikanalitik literatürde, dışsal gerçekliğe yönelik göndermeler oldukça yaygındır. Örneğin Freud, insanın çıkmazını, güdüler ve gerçeklik arasındaki kaçınılmaz çatışma olarak tanımlamaktadır. 3   Bununla birlikte, sorun, Freud’un dışsal gerçeklikle ne demek istediği ve bunun tarihsel çalışma için yeteli olup olmadığıdır.   2   Psikotarihsel katkı ile ilgili olarak psikiyatrist Robert Coles tarafından kaleme alınan eleştiri için  bakınız: “Shrinking History,”  New York Review of Books , pts. 1, 2 (Şubat 22, Mart 8, 1973), ss. 15-21, 25- 29, sırasıyla. Coles, çalışmasına empati, anlayış, sağduyu ve akademik dürüstlük ile yaklaşan bir tarihçinin, iyi tarihsel çalışma yapacağını ve psikanalizin teorik kategorilerinin onun için daha fazlasını yapamayacağını ileri sürmektedir. Bu duruma itiraz ediyoruz. İyi teori aydınlatır: veriyi organize etmeye hizmet eder. Teorinin değeri ile ilgili pozisyonumuzu başka  bir yerde tartışmıştık ve burada daha fazla üzerinde durmayacağız. (Bakınız: Fred Weinstein ve Gerald M. Platt, “History and Theory: The Question of Psychoanalysis,”  Journal of  Interdisciplinary History 2 [İlkbahar 1972]: 419 -34). 3   Örneğin bakınız: F reud,  New Introductory Lectures on Psychoanalysis , çev. ve ed. James Strachey (New York, 1965), s. 57.  Psikotarihin Gelecekteki Krizi / F. Weinstein - G. M. Platt 131 Freud, çalışmasında, dışsal gerçekliği çeşitli şekillerde tasarlamıştı. 4   Freud’un en erken çalışmasında, cinsel travmanın, gerçek dışsal olaylardan, örneğin ebeveyn ayartmasından ileri geldiği üzerinde durulmuştu. Ancak Freud, hastalarının bu olaylara yönelik betimlemelerinin genellikle fantezi olduğunu ve aslında hiç meydana gelmediklerini öğrendi. 5   Freud bu keşfe, dikkatini dışsal olaylardan içsel olanlara kaydırarak, ayartmanın ve diğer travmatik olayların etiyolojik rolünün yerine içgüdüsel çatışmayı koymakla karşılık verdi.   Dışsal olaylar meydana gel sin ya da gelmesin, gerçekten önemi olan şeyin, güdünün dışavurumunu baskılama ihtiyacına dayanan bir inşa olan bireyin gerçeklik inşası olduğu sonucuna vardı. 6   Freud, bu kavrayışı, bireyler ile toplum arasındakiler de dahil, bütün ilişkilere genelledi. Toplumun, insanlardan, düzene hizmet adına içgüdüsel memnuniyetin terkini talep ettiği pozisyonunu aldı. Bununla birlikte, Freud, içgüdüsel isteklerin memnuniyete dönük süreğen baskısından dolayı, insan ile toplum arasındaki çatışmanın sürekli ve kaçınılmaz   olduğuna hükmetti. Güdü   ve gerçeklik, uzlaşmaz bir şekilde birbirlerine karşıt olan güçlerdi ve insanlar, toplum hayatında her zaman huzursuz ve hoşnutsuz olmaya mahkumdu. İnsanlar, değer verdikleri arzularının çoğunu tatmin edemezdi; toplumsal olarak ama ca dönük   ikamele ri kabul etmek durumundaydılar. Bunu yapma becerileri, süperegoda özümsenen, insanın cinsellik ve saldırganlık güdü lerinin  bastırılmasına hizmet eden ahlaki buyruklardan kaynaklanmaktaydı.   Daha sonra Freud, dışsal gerçekliği, insanları top luma ve toplumun kurumlarına yönlendiren kültürel ve ahlaki değerler ve normlar ağı olarak 4   Gerçeklikle ilgili olarak burada tartışılan kavramlara ek olarak, Freud, ortaya daha gelişigüzel öneriler de atmıştır. Örneğin, General Introduction to Psychoanalysis , çev. Joan Riviere (New York, 1968), s. 321’de (bundan sonra  Introductory Lectures olarak anılacaktır) Freud, toplumun, cinselliği baskı altına alma dürtüsünün temelde ekonomik olduğunu gözlemler. Civilization and Its Discontents , çev. ve ed. James Strachey (New York, 1962), s. 27 n.’de, hayatın sevk ve idaresinde işin önemini, insanları gerçekliğe ve topluma bağlayarak değerlendirir. Fakat bu tür cümleler, sistematik bir bağlamda hiçbir anlam ifade etmezler. 5   Freud’un ilk savunma teorisi , güdü   kateksisine değil, bir gerçeklik deneyiminin etki ve anlamına karşıydı. (Bakınız: Robert Wallerstein, “Psychoanalytic Reflections on the Problem of Reality,”  Journal of the American Psychoanalytic Association 21, no. 1 [1973]: 9-10; bundan sonra  J. Amer. Psychoanal. Assn. şeklinde gösterilecek). 6   Bundan sonra, Freud’un, problemleri kısmen aktüel travmatik olaylardan kaynaklanan hastaları oldu. Fakat sonunda, Freud’un içsel gerçeklikle kastettiği şey, eyleme bilinçdışı girdi olup, bir olayın gerçekten de meydana gelmesi ya da muhayyel olması mesele değildi; önemli olan, örtük anılardı. Bu noktada, Freud’un,  Introductory Lectures ’daki yorumlarına bakınız, ss. 376 -77.  Mustafa Alican 132 tasarladı. Sosyolojik ifadelerle, bu tür ahlaki buyruklar, ekonomik, politik, ailevi, dinsel ve diğer kurumlara ilişkin davranışa   yol göstermeye ve onu yapılandırmaya, tıpkı tabakalaşma ve prestijin dağılımı ile ilgili toplumsal dizgeler gibi, otorite yapılarının ve legal sistemlerin karakterini tanımlamaya hizmet ediyordu. Davranışın bu normatif aşaması kesinlikle bilinçli olmayabilirdi, fakat toplumda davranışın değ erlendirilmesi ile ilgili inançları ve duyguları ve buna dönük standartları kuşattığı noktasında   yeterince gerçekti.  Toplumsal gerçekliğe dönük normatif yönelim çok önemlidir, fakat tarihsel analizin amaçları açısından yeterli değildir. Buna, aktüel davranışla ilgili sosyolojik bir kavram, Freud’un aslında göz önünde bulundurduğu, ancak sonra nedensel bir kanıyla ıskartaya çıkardığı bir kavram  eklemeliyiz . İnsanların aktüel davranışına dönük bu odak (aslında ebeveynlerin ve diğerlerinin çocuklara   dönük   dav ranışları ile ilgili olsa da, burada  bütün interaktif davranışı kapsayacak şekilde genişletilmesi uygun olan) dışsal gerçekliğe dair herhangi  bir kapsamlı nosyonda yeniden bütünleştirilmelidir.   Buna karşın, davranışın ahlaki ve aktüel aşamaları, analitik ve pratik olarak barizdir. İnsanlar, uygun davranışa dönük genel bir yönelim açısından yaklaştıkları çeşitli rollere dahil olmaya başlamışlardır. Fakat insanlar bu rolleri gerçek koşulların ışığında yorumlamalıdır ve böyle bir yoruma gelince, ortada hatırı sayılır bir serbestlik  bulunmalıdır. Gerçekten, bir kimsenin aktüel bir durumda uygun davranışı tanımlaması, herhangi bir yıkıcı suçluluk duygusuna neden olmadan ahlaki kodların bozulmasını   hızlandırabilir. Dışsal gerçekliğin, Freud’un hiçbir zaman  sistematik olarak    üzerinde durmadığı üçüncü bir yönü daha vardır: Herhangi bir toplumun, bu tür faktörlerle , doğal kaynaklar, fiziksel çevre ve demografi olarak yüz yüze gelmek durumunda olduğu koşullar. Kaynakların varlığı ya da yokluğu, çoğu insanın eylemlerinde göz önünde bulundurmak zorunda olduğu bir faktör olsa da, fantezinin ya da arzunun sonucu değildir. Bir toplumda bulunan erkeklerin kadınlara oranı bile davranışı etkiler (örneğin, evlilik ya da cinsel pratik ile ilgili örnekler). Dışsal olaylar, böyle durumlarda, fantezi ve arzu da dahil, gerçekliğe dönük yönelimleri biçimlendirir.   Diğerleri kadar iyi bir irade, sorun un her zaman Freud’un görmek istediği gibi değil, başka bir şekilde görülmesine de yol gösterir. Freud, dışsal gerçekliğin davranış üzerindeki etkisini azaltma eğiliminde olsa da, problem hakkında teori ortaya koymaya devam ettiğini bu bağlamda not etmek önemlidir. Freud, dışsal gerçeklik meselesini teorisinin son  Psikotarihin Gelecekteki Krizi / F. Weinstein - G. M. Platt 133 tashihlerinde, The Ego and the Id (1923) ve ayrıca  Inhibitions, Symptoms and  Anxiety (1926) isimli eserlerinde en etkin bir biçimde tamamladı. 7  Freud bu çalışmalarda, sevilen kişiler tarafından etkilenen ve onlarla ilişkili olan çocukların da dahil olduğu   yöntemler hakkındaki düşünceleri kapsayan  psikososyal bir pozisyonun bazı temel unsurlarının taslağını çizdi.  Freud, karakteri, ilk olarak ebeveynle r, daha sonra da diğer otoriter kişiler olmak üzere, sevilen figürlerle kurulan ilişkilerin gücü üzerine inşa edilen bir şey olarak gördü. Bu karakter gelişim süreci, dışsal cinsel objelerden vazgeçmeyi, fakat gerçekte, onları, “yalnızca, objenin ego içinde bir kurulumu şeklinde tanımlanabilen egonun değişimi” yoluyla psişe içinde korumayı  gerektiriyordu. Bu “kimlik saptama” sürecinin içerimleri açıktır: bu süreç vasıtasıyla,  toplumsal ol arak uygun davranış örnekleri   çocuğa aktarılır. Fakat daha da önemlisi, Freud, bu sürecin, obje bağlarının deseksüalizasyonu ile sonuçlandığını düşünür. Kimlik saptama, “obje libidosunun narsistik libidoya dönüşümünü” temsil eder; burada bir “cinsel hed eflerin terki, bir deseksüalizasyon –bu yüzden de bir tür süblimasyon” olduğu iması vardır. 8  Freud sonradan , örneğin, olgunlaşma ile gelen gerçeklik testi kapasitesini işaret ederek  bu pozisyonun öneminin altını çizmiştir  : 7   Freud’un,  Inhibitions, Symptoms and Anxiety   isimli eserinde, gerçeklik adaptasyonları  problemine döndüğü ve bir ego otonomisi kavramı için teorik temel inşa ettiğine daha önce işaret edilmişti (Peter Barglow ve Leo Sadow, “Visual Perception: Its Development and Maturation from Birth to Adulthood,”  J. Amer. Psychoanal. Assn. 19, no. 3 [1971]: 435). Ernst Kris, 1947 yılında, anksiyete ile ilgili çalışmasında, Freud’un yeniden formülleştirmelerinin, o zaman fark edilenden ve bizzat Freud’un bildiğinden daha öteye uzandığını fark etti (“Problem in Clinical Research: Discussion Remarks,”  American Journal of Orthopsychiatry 17 [1947]: 210). Dışsal gerçekliğe dönük bu yönelişin psikanalitik yorumun doğasını nasıl değiştirdiğine,  burada toplumdaki kadınların problemlerine dair bir örnek için bakınız: Robert Seidenberg, “The Trauma of Eventlessness,”  Psychoanalytic Review 59, no. 1 (İlkbahar 1972): 95 -109 (bundan sonra  Psychoanal. Rev. şeklinde gösterilecek). 8  Sigmund Freud, The Ego and the Id  , Çev. Joan Riviere, ed. James Strachey (New York, 1962), ss. 20, 36. Freud’un, “ toplumsal duyg ular, aynısına [süperego] sahip olma temelinde diğer insanlarla özdeşleşmeye dayanır” şeklinde sonuca ulaşarak, sosyolojik önemi doğrudan doğruya bu sürece bağladığı söylenebilir (aynı yer, s. 27). Erikson’un terimleriyle, “Çocuklar, gelişimlerinin farklı evrelerinde, insanların, kendilerini en çok etkileyen rol  görünümlerine , realitede ya da fantezide,   yakınlık hissederler. Örneğin, ebeveynleriyle özdeşleşmeleri, kesinlikle fazlaca değer biçilmiş ve sağlıksız bir biçimde kavranmış vücut bölümlerine, yetene klere ve rol görünümlerine odaklanır. Üstelik bu rol görünümleri, toplumsal geçerliliklerinden dolayı değil… yalnızca kademeli olarak toplumsal realitenin daha gerçekçi  bir tahminine yol veren çocuğa özgü fantezinin doğasından dolayı benimsenirler” (Erik E rikson, “Identity and the Life Cycle,”  Psychological Issues  1 [1959]: 112; italikler metnin orijinalinde mevcut).
Related Search
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks