DYNAMIC MONARCHIANISM IN THE EARLY CENTURIES OF CHRISTIANITY AND ITS COMPARISON WITH THE CHRISTOLOGY OF THE EBIONITES / Hıristiyanlığın Erken Yüzyıllarındaki İsa Teolojisi Tartışmalarında Dinamik Monarşiyanist Akıma Özgü Monoteist

Description
DYNAMIC MONARCHIANISM IN THE EARLY CENTURIES OF CHRISTIANITY AND ITS COMPARISON WITH THE CHRISTOLOGY OF THE EBIONITES / Hıristiyanlığın Erken Yüzyıllarındaki İsa Teolojisi Tartışmalarında Dinamik Monarşiyanist Akıma Özgü Monoteist Kristoloji ve Bunun

Please download to get full document.

View again

of 15
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Information
Category:

Religious Studies

Publish on:

Views: 0 | Pages: 15

Extension: PDF | Download: 0

Share
Tags
Transcript
  Arcle Info/Makale Bilgisi√Received/Geliş: 1 1.08.2017 √Accepted/Kabul:  25.09.2017  DOİ: 10.30794/pausbed.414973Araşrma Makalesi/ Research Arcle ISSN1308-2922 EISSN2147-6985 Pamukkale University Journal of Social Sciences Instute Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstüsü Dergisi  HIRİSTİYANLIĞIN ERKEN YÜZYILLARINDAKİ İSA TEOLOJİSİ TARTIŞMALARINDA ‘DİNAMİK MONARŞİYANİST’ AKIMA ÖZGÜ ‘MONOTEİST’ KRİSTOLOJİ ve BUNUN ‘EBİONİT’ KRİSTOLOJİYLE MUKAYESESİ Zafer DUYGU* Özet Hıristiyanlığın "tevhit” anlayışı, Tanrı’yı "Baba”,“Oğul” ve "Kutsal Ruh” şeklinde üç ayrı hypostasis ten ibaret gören “teslisçi” açılıma dayanmaktadır. Teslis hipotezi muhtemelen II. yüzyılla birlikte ortaya çıkmış ve bazı Hıristiyan ilahiyatçıların tepkilerine karşın büyük oranda IV. yüzyılda Hıristiyanlığın “ana akım” inancı haline gelmiştir. Bu bağlamda, “Oğul” tabir ettiği Mesih’i ve ayrıca Kutsal Ruh’u tanrılaştıran teslis düşüncesine karşı II. yüzyıl sonlarından itibaren ve yine Hıristiyanlık bünyesinde ortaya çıkan “gentiles” karakterli “monoteist” bazı reaksiyonlar, modern araştırmacılar tarafından “Monarşiyanizm” diye tanımlanmaktadır. Nitekim “Mesih” diye anılan İsa’yı Tanrı’nın tezahürü olarak görenler “Modalist (Şekilci) Monarşiyanistler”, İsa’yı beşer addedenler ise “Dinamik (Adaptiyonist) Monarşiyanistler” biçiminde iki kategoride tasnif edilmişlerdir. Dinamik Monarşiyanistler “teslis” hipotezinin yalnızca “Baba” diye anılan şahsiyetinin “yüce” ve “eşsiz” Tanrı olduğuna inanmışlar, İsa ile Kutsal Ruh’u ise tanrısal bir mertebeye çıkarıp Tanrı’yla eşitlemekten sakınmışlardır. Bu kristoloji, İsa’ya “tanrı” olarak tapılmasını da kesin şekilde yasaklamıştır. Ancak bu akıma mensup ilahiyatçılar muhtelif tarihlerde toplanan çeşitli konsiller tarafından aforoz edilmişlerdir. Dinamik Monarşiyanizme has monoteist ilkelerin yine İsa’nın teslis dışı takipçilerinden Ebionitler ile bazı açılardan paralellik taşıdığı da anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler :  Dinler Tarihi, Hıristiyanlık, Kristoloji, Dinamik Monarşiyanizm, Byzantionlu Theodotos, Samosatalı Paulos, Sirmiumlu Photeinos, Ebionitler.   THE MONOTHEIST CHRISTOLOGY OF DYNAMIC MONARCHIANISM IN THE EARLY CENTURIES OF CHRISTIANITY AND ITS COMPARISON WITH THE CHRISTOLOGY OF THE EBIONITES Abstract The monotheist understanding of Christianity is based on the trinitarian interpretation which presents God in three separate hypostases  as “Father”, “Son” and “Holy Spirit”. The trinitarian hypothesis probably emerged in the 2nd century. Despite the reactions of some Christian theologians it substantially became the mainstream Christian theology in the 4th century. In this context, some monotheist and gentile-srcin reactions from the late 2nd century on and also forming within Christian community against the trinitarian christology that deified the Son and the Holy Spirit are identified as Monarchianists by modern scholars. Thus those who knew Jesus the Messiah as a manifestation of God and those who knew him as only a human being are categorized into two separate groups with the names of Modalist and Dynamic Monarchianists. Dynamic Monarchianists believed that only the Father in the trinitarian belief is God the High and Almighty, they avoided divinity to Jesus or the Holy Spirit and they refrained from equalizing them with God. Dynamic Monarchianist christology also precisely prohibited the worship of Jesus as God. Nevertheless Dynamic Monarchianist theologians are anathematized by the councils that convened at different times. It is also understood that there were some similarities in monotheist principles between Dynamic Monarchianists and Ebionites which were a group of the followers of Jesus that did not adopt the idea of trinity. Keywords :  History of Religions, Christianity, Christology, Dynamic Monarchianism, Theodotus of Byzantium, Paul of Samosata, Photinus of Sirmium, Ebionites. *Dr.Öğr.Üyesi,Mardin Artuklu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Süryani Dili ve Edebiyatı Bölümü, MARDİN.e-posta:zaferduygu.zd@gmail.com.  Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstüsü Dergisi, Sayı 31, Nisan 2018 Z.Duygu 330GİRİŞ Hıristiyanlık 1  aslında kurucusu sayılan İsa’nın ölümünden sonra ortaya çıkmış (Eİ, 11: 26) ve kendi esasını oluşturan Yahudiliğe başkaldırısı sayesinde bağımsız bir din hüviyetine bürünmüştür 2 . Bu uzun dönüşüm süreci Hıristiyanlık için son derece sancılı geçmiştir. Nitekim miladi takvimin erken yüzyıllarında örneğin İsa’ya ilişkin neredeyse her konuda farklı düşünceler taşıyan çok sayıda teolojik akım mevcuttu. Söz konusu bu teolojik akımların tespiti ve teşhisi ile aralarında ne gibi organik bağlar bulunduğu veya kurulabileceği hususları bugün alanın uzmanlarını en çok meşgul eden konular arasındadır 3 . Ancak yine de en azından bu akımların geniş bir yelpaze içinde teşekkül ettikleri, bazen aralarında uçurum bulunan oldukça farklı öğretileri benimsedikleri ve henüz ilk andan itibaren birbirleriyle “doğru inancın ne olduğu” konusunda çetin mücadelelere giriştikleri kesin olarak söylenebilir.  4 Binaenaleyh Hıristiyanlık tarihinin çeşitli dönemlerinde ve bilhassa erken yüzyıllarında ancak ve sadece emsalleri üzerinde geçici veya kalıcı şekilde üstünlük tesis eden teolojik akımların mensupları “Hıristiyan” (Χριστιανός, Khristianos ) veya “Ortodoks” (όρθόδοξος = όρθός orthos “düz, doğru” + δόξα  , doksa “  görüş, fikir”, dinî açıdan doğru/kilise dogmalarıyla uyumlu düşünce) gibi bilindik unvanları kullanma hakkı elde etmişlerdir. Mağlup akımların kaderi ise önce kilise konsillerinde alenen “sapkın” (αїρεσις, hayresis , “seçim, eğilim, maksat”, anlamlarından “heretik”) damgası yemek, ardından da unutulmak üzere tarihin derinliklerine bırakılmak olmuştur. Bu kapsamda, bugünkü ana akım kilisenin erken yüzyıllardaki temsilcilerine (“proto-teslisçiler”) göre, o zamanlar Hıristiyanlık bünyesinde “sapkın” düşünceler taşıyan teolojik akımlardan birisi de başkent Roma’da kurulmuş bir teoloji okuluna has fikirleri benimseyenler tarafından ayakta tutulmuştu. Modern uzmanların “Dinamik Monarşiyanizm” (bundan sonra DM) dedikleri bu akımın mensupları, “proto-teslisçiler” tarafından özellikle İsa’ya ilişkin bazı “hakikatleri” kavrayamadıkları gerekçesiyle “Ortodoks” çizginin dışında görülmüşler ve “sapkın” olmakla suçlanmışlardı. Bugün anlaşılan o ki, bu bağlamdaki tartışmalar “teslis” hipotezinin bazı Hıristiyanlar tarafından “paradoks” olarak algılanması sebebiyle ortaya çıkmıştı. Çünkü DM akımı savunan Hıristiyan ilahiyatçılar, Tanrı’nın “Baba”, “Oğul” ve “Kutsal Ruh” şeklinde üç ayrı şahsiyetten ibaret olduğunu öne süren “teslis” hipotezine kendilerince bazı gerekçeler ve yöntemlerle karşı çıkmışlardı. Onlar, üzerinde titizlikle durdukları “monoteizm” (tevhit) kavramını başka şekillerde tanımlayan Hıristiyanlardı. Bu noktadan hareketle, bu yazının temel konusu Hıristiyanlığın erken yüzyıllarından “teslis” dışı “monoteist” bir teoloji hareketi olarak DM’dir. Bu ana çerçeve kapsamında önce kristoloji kavramı ile teslis kristolojisi kısaca açıklanmış, ardından DM akımın teolojik ve özellikle kristolojik prensipleri anlaşılır kılınmaya çalışılmış ve önde gelen ilahiyatçıları kilise yazarlarının eserlerinden hareketle incelenmiştir. Bunun sonrasında ise yine erken yüzyıllardan Yahudi karakterli monoteist bir İsa cemaati olan Ebionitler, kendilerine ait kaynaklardan hareketle kısaca anlatılmıştır. Değerlendirme kısmında ise DM akıma has inanç prensipleri bir tablo üzerinden (tablo 1) Ebionitlerle mukayese edilmiştir. Bu mukayese sırasında –alanın uzmanlarına yardımı olacağı düşüncesiyle- Hıristiyanlık tarihinin en tartışmalı akımlarından Ariusçuluk da (tablo 1’de) en sağdaki sütunda göz önüne alınmıştır. 1. “KRİSTOLOJİ” ve “TESLİS” KRİSTOLOJİSİ Aydınlanma Dönemi’nden ibaren bada İsa hakkında sürdürülen sistemli ve rasyonel araşrmalar 5 , bugün ark şu temel noktalar üzerinde büyük oranda görüş birliği yapmışlardır: 1. Tarihsel bir şahsiyet olarak Nasıralı İsa, kilisenin ana akım teolojisinde karşımıza çıkan “Göksel” ve “Kur - tarıcı” Mesih’ten tamamıyla farklı birisidir. 2. Tarihsel bir şahsiyet olarak Nasıralı İsa, kilise tarandan sistemli şekilde örülen ve ismine “Göksel-Kurta - rıcı-Mesih” denilen kalın duvarların arkasındaki gölge bir güre dönüştürülmüştür. 3. Bu yüzden, tarihsel İsa araşrmaları, kilise tarandan propaganda edilen “Göksel-Kurtarıcı-Mesih” hipo - tezinden ayrı bir bağlamda yapılmalıdır. 1Bu makalede şu kısaltmalar yapılmıştır: DM (Dinamik Monarşiyanizm/Dinamik Monarşiyanistler), MM (Modalist Monarşiyanizm/Modalist Monarşiyanistler), HE   ( Historia Ecclesiastica / Kilise Tarihi  ), Pan . (Epiphanius, Panarion ), Ref  . (Hippolytus, Refutation of All Heresies ), De Syn. (Hilarius, De Synodis ),  De Par. (Ambrose, De Paradiso ),  Adv. Haer  . (Irenaeus,  Adversus Haereses ), De Vir  . (Ierome, De Viris Illustribus ),  ANF    (  Ante Nicene Fathers  serisi), NPNF   ( Nicene and Post Nicene Fathers  serisi), Eİ (Elçilerin İşleri). Yunanca tabirler için Güler Çelgin’in “kaynakça” kısmında künyesi verilen eserine müracaat edilmiştir. Makaleyi okuyup tashih etme nezaketinde bulunan Yrd. Doç. Dr. Kutlu Akalın’a teşekkür ederim. 2Bu konuda erken yüzyılların kilise yazarları tarafından kaleme alınan mektuplara, apologia  metinlerine ve reddiyelere bakılabilir ki, örneğin I. veya II. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen Barnabas isimli mektubun 8. kısmı dikkat çekicidir. 3Bu mesele şu makalede dikkat çekici şekilde tarşılmışr: Kaçar, 2003: 187-206.4Bu konuda örneğin II. yüzyıl açısından Irenaeus ile Şehit Iustinos’un, III. yüzyıl açısından Hippolytus’un, IV. yüzyıl açısından ise Eusebios ile Epiphanios’un eserlerine ana hatlarıyla bakmak bile okuyucuya yeterli kanaati verecektir. 5 Bu çalışmalara dair bilgilendirici bir özet için bk. Aydın, 2001: 1-41 .  Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstüsü Dergisi, Sayı 31, Nisan 2018 Z.Duygu 331 4. Bunun yolu şöyle özetlenebilir: Bilimsel yönden İsa hakkındaki başlıca kaynaklar olan “kanonik” İnciller, birçoğu gerçekten de İsa’ya ilişkin olup İncil menlerinin arkaplânını oluşturan sözlü-yazılı rivayetleri kilisenin “Göksel-Kurtarıcı-Mesih” anlayışı penceresinden yorumlayıp nakleden meçhul yazarlarca derlenmiş eserlerdir. Fakat “kanonik” İnciller genellikle zannedildiği gibi İsa’ya dair biyogra kitapları da değillerdir. Bu yüzden, ancak doğru bilimsel yöntemlerle incelenmeleri halinde bizi tarihsel İsa’ya ve O’nun gerçek mesajlarına götürebilirler 6 . Açıkça görüldüğü gibi, bu sayılanlar tarihsel bir şahsiyet olarak Nasıralı İsa ile geleneksel kilisenin “Göksel-Kurtarıcı” Mesih’i arasındaki derin uçurumu vurgulayan bilimsel tespitlerdir. Bunun yanısıra, bu tespitlerin İsa’nın bütün bir Hıristiyanlık tarihi boyunca niçin sonu gelmeyen tartışmalara konu teşkil ettiği sorusunu da belirli bir oranda cevapladıkları söylenebilir. Şöyle ki, modern bilimin ancak günümüzde ulaşabildiği yukarıdaki sonuçları erken dönemlerde -doğal olarak- fark etme olanağı bulamayan Hıristiyan ilahiyatçılar, özellikle II. yüzyıldan itibaren paradoksal bir paradigmanın peşine düşmek zorunda kalmışlardı: Nasıralı İsa ile “Göksel-Kurtarıcı Mesih”, yani tarihsel bir şahsiyet olarak insan-İsa ile kilisenin ilah-“Kurtarıcı” kahramanı, bir şekilde uzlaştırılmalıydı. Bu teşebbüs kaçınılmaz bir zaruretti, çünkü İncil metinlerinde yer alan tarihsel insan-İsa’ya ilişkin rivayetler, aynı İncil metinlerine de açıkça sinmiş olan ve aslında İsa’nın ölümünden sonraki tarihlerde ortaya çıkan teolojik perspektifle çelişkiler yaratıyordu. 7  İşte, Hıristiyan ilahiyatçıların bu yöndeki uğraşları Hıristiyanlığın henüz çok erken dönemlerinde bugün adına “kristoloji” denilen disiplini ortaya çıkarmıştır. Modern bir araştırmacı “kristoloji” disiplinini dar ve geniş mânâda iki şekilde izah etmektedir. Buna göre, yaşamı sırasında veya ölümünden sonra İsa cemaati O’nun “Mesih” olduğuna kanaat getirmişti. Bunun anlamı, İsa’nın Davut soyundan çok zamandır gelmesi beklenen “meshedilmiş” bir “kral” olduğuydu. “Mesih” tabiri Yunanca’ya Χριστός ( Khristos ) biçiminde geçmişti ve kısa sürede İsa ismiyle özdeşleşen bir kavrama dönüşmüştü. Buradan hareketle, dar anlamıyla “kristoloji”, İsa’ya niçin Χριστός sıfatı verildiğini ve böyle bir tanımlamanın ne mânâya geldiğini tartışan bir disiplin olarak ortaya çıkmıştı. Yeni Ahit kitabında ise İsa’nın öteki bazı sıfatları olarak “Rabbi” ( ῥ   αββί, rabbi, öğretmen), “Peygamber” (προφήτης,  prophetes ), “Yüksek Rahip” (άρχιερεύς, arkhiereus ) , “Kurtarıcı” (σωτήρ, soter  ) ve “Efendi” (κύριος, kyrios ) gibi tabirler de kullanılmıştı. Bu bağlamda, daha geniş mânâsıyla “kristoloji”, İsa’ya atfedilen yukarıdaki tarzda vasıfların O’nun kişiliği üzerinde ve özellikle de ilahi plân dâhilinde ne gibi fonksiyonlar üstlendikleri sorusuna yanıt bulmayı hedeflemişti (Brown, 1994: 3). Bu çerçevede sorulması gereken en temel sorular şunlardır: (1) İsa’nın yolunu takip ettiğini öne süren Hıristiyanlar, İsa’ya ilişkin en basit hususlar üzerinde bile niçin ilk andan itibaren şüphe ve fikir ayrılığı içinde olmuşlardır? (2) Kristoloji II. yüzyılda ve sonrasında yaşayan Hıristiyanları çok zaman öncesine, yani iman ettiklerini düşündükleri İsa’ya ve O’na dair tarihsel hakikatlere götürmüş müdür?Birinci soru az önce kısaca cevaplanmıştı: Hıristiyanların İsa’ya ilişkin birçok hususta anlaşmazlık yaşamaları, tarihsel bir şahsiyet olarak insan-İsa ile kilisenin sonradan propaganda etmeye başladığı “Göksel-Kurtarıcı-Mesih”i arasındaki çelişilerin bir neticesiydi veya birçok çelişkinin ne surette giderilmesi gerektiğine dair yöntemsel bir meseleydi. Kristolojinin hangi oranda sağlıklı bir disiplin olduğu sorusuna gelince, şu husus belirtilmelidir ki, İsa’nın yaşamı sırasında öğretilerini yazdığı veya birilerine yazdırdığı yönünde hiçbir kanıt yoktur. Dahası, Hıristiyanlar erken yüzyıllarda kendilerine İsa ve öğretileri hakkındaki “mutlak” gerçekleri anlattığı iddiası taşıyan “kutsal” metinlere de sahip değillerdi. Örneğin I. ve II. yüzyıllarda Hıristiyanların Yahudi Kitab-ı Mukaddes’i dışında herhangi bir metne “kutsal kitap” gözüyle bakmadıkları kesin olarak bilinmektedir (Ehrman, 2009: 111). Bunun anlamı, adına bugün “İncil” dediğimiz εύαγγέλιον ( euangelion, lit. “müjde, ödül, iyi haber”) metinlerinin örneğin II. yüzyılda “kanon” veya “kutsal kitap” hükmü taşımayıp daha ziyade “havari hatıratı” mertebesinde değer bulduklarıdır (Stanton, 2002: 13-135; Ehrman: 2016, 118-119). Ancak burada çok önemli bir husus daha var: İncil metinlerinin havariler ve hatta İsa’yı bizzat tanıyan birileri tarafından derlenmedikleri de kesin şekilde ortaya konulmuştur (Ehrman, 2009, 101). Öyleyse, II. yüzyıldan itibaren kristoloji disiplini dâhilinde İsa’ya ilişkin çeşitli konularda muhtelif görüşler öne süren Hıristiyan ilahiyatçılar, aslında kendilerini Nasıralı İsa’yla ve öğretileriyle doğrudan bağlantılı hale getirecek metinlerden büyük oranda yoksundular. Fakat yine de İsa’ya dair çeşitli rivayetler bir şekilde kendilerine ulaşmıştı ve Hıristiyanlık bünyesindeki sayısız teolojik akımdan her biri bu rivayetleri kendi penceresinden yorumlayarak kendi dinsel görüşlerini ve inanç ilkelerini İsa ile temellendirme yarışına başlamışlardı. Daha doğrusu, Hıristiyanların elinde doğrudan İsa’nın öğretilerini anlatan bir kitap veya kitaplar muhtemelen yoktu, fakat İsa’yı veya yukarıda da görüldüğü gibi O’na atfedilen çeşitli vasıfları kendilerine göre tanımlayıp yorumlayan çeşitli Hıristiyan cemaatlerin kabullerini ve teolojik perspektiflerini yansıtan onlarca, belki yüzlerce εύαγγέλιον vardı. Nitekim zamanla diğerleri üzerinde zaferini ilan eden iddialar veya kabuller “Ortodoks-Hıristiyan” unvanını kullanma hakkı elde etti, bunların ellerindeki εύαγγέλιον metinleri de “kanon” ve “kutsal kitap” hüviyeti kazandı. Bugün bu metinlere “kanonik İnciller” denilmektedir. Sonuç olarak, bütün bu olgular kristoloji disiplininin İsa hakkında büyük oranda “spekülasyon” mahiyeti taşıyan önerme ve iddiaları içerdiğini göstermektedir. 6Bu yöntem veya yöntemlere dair detaylar için bk. Goodacre, 2005.7Bu konuda birçok örnek arasından örneğin bk. Ehrman: 2016, 87 vd.  Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstüsü Dergisi, Sayı 31, Nisan 2018 Z.Duygu 332  Kristoloji, yani İsa’ya dair tarşmalar, I. yüzyılda başlamış, II. yüzyılda ise Hırisyan ruhbanlar için önde gelen bir entelektüel faaliyet alanı olmuştu. Hıristiyanlar ilk andan itibaren Yahudi Kitab-ı Mukaddes’ini “kutsal kitap” olarak kabul ediyorlar, hem oradan tanıdıkları hem de Mesih’in vaazlarına ilişkin rivayetlerden aşina oldukları Tanrı’ya -temel bazı açılardan Yahudilerden farklı şekilde de olsa- inanıyorlardı. Ancak İsa’nın ölümünden sonra ortaya çıkan teolojik bazı yaklaşımlar İsa’yı da insan-üstü “tanrısal” bir varlık saymışlardı, çünkü O’na atfedilen “Mesihlik” ve “Kurtarıcılık” gibi özellikler, bilhassa da bakireden doğup “Tanrı Oğlu” sıfatı taşıdığına dair inanç, bazı Hıristiyanlar için İsa’nın “ilah” niteliğinde bir varlık olduğuna kanıt teşkil etmişti. Bu yüzden, tarihsel bir şahsiyet olarak İsa ile kilisenin “Göksel-Kurtarıcı” Mesih’ini aynı potada meczedecek, yani O’nun kristolojik değerini yücelterek Tanrı’yla eşitleyecek bir formül bulundu: “Teslis”. “Teslis” II. yüzyılın erken tarihlerinden itibaren bazı Hıristiyan yazarlarca savunulmuş bir hipotezdir. 8  Bu bağlamda, “teslis” hipotezi; aynı (ό  μο -/ homo -) esası veya cevheri (ούσία/ ousia ) taşıyan/paylaşan ve πρόσωπον  /  prosopon  veya όπόστασις  /hypostasis  gibi tabirlerle tanımlanan üç farklı şahsiyetin ( uknum ), yani Baba (Eski Ahit Tanrısı), Oğul ( logos , İsa) ve Ruhü’l-Kudüs’ün (Kutsal Ruh), “BİR” kabul edilen Tanrı’yı oluşturduğu iddiasını gündeme taşımıştı (όμοούσιος  /homoousios ). “Teslis” inancına göre Tanrı “BİR” idi, ancak üç ύπόστασις’ten ( hypostasis / uknum ) oluşmuştu (yani bir ούσία’da üç ύπόστασις mevcuttu). IV. yüzyılda Hıristiyanlığın yegâne “Ortodoks” formu ilan edilecek bu doktrin, bilindiği gibi kilisenin temel bir inanç prensibi olarak mevcudiyetini hâlâ sürdürmektedir. Buna karşın “teslis” yaklaşımı henüz ilk andan itibaren itirazlarla da karşılaşmıştır. Çünkü o zamanlar Hıristiyanlar arasında “tanrısallık” kavramına ilişkin “teslis” açıklamasını, yani İsa’nın “tanrısal” mertebeye yükseltilmesini, “monoteizm” (tevhit) prensibine halel getiren bir yaklaşım olarak görenlerin sayısı da az değildi. Şüphesiz “Nasranîler” veya aşağıda da bahsi geçecek olan “Ebionitler” gibi Yahudi karakterli İsa cemaatleri teslisi bütünüyle reddeden teolojik akımlar bağlamında öncelikli örneklerdir 9 . Ancak Yahudi bir karakter yansıtmayan Monarşiyanistler de, “Oğul” tabir edilen İsa’yı “Baba” şeklinde isimlendirilen Mutlak Tanrı’nın yanında ikinci bir “tanrı” mertebesine yükselttiği ve bu yüzden de “tevhit” ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle doğrudan veya dolaylı şekilde “teslis” hipotezini reddetmişlerdi. Monarşiyanistler açısından yapılması gereken gayet basit ve açıktı: “Tevhit” ilkesini paradoks olarak gördükleri “teslis” düşüncesinden arındırmaları gerekiyordu. Ancak bu faaliyet, eski Yunan felsefesinin Hıristiyan teolojisiyle iç içe girdiği o günkü dünyada ve Hıristiyan olmalarına karşın Yahudi monoteizminden çok pagan maziye has izleri barındıran topluluklarda hiç de kolay değildi. Ancak yine de Monarşiyanistler “tevhit” ilkesini iki farklı şekilde tanımlayarak o zamanlar nispeten ses getirmeyi başaran teolojik akımlar oluşturmuşlardı. 2. “MONARŞİYANİZM” KRİSTOLOJİLERİ Yunanca’daki μοναρχία/ monarkhia  ( lit  . “tek kişinin yönetimi, mutlak egemenlik, monarşi”) sözcüğüne Hıristiyan teolojisi bağlamında yalnızca Tanrı’yı mutlak egemen kılmak isteyen bazı ilahiyat akımlarını kapsayıcı bir anlam yüklenmiştir. Çünkü alanın önde gelen bazı uzmanları, aslında esas itibariyle çok başka yollardan giderek de olsa ortak bir yaklaşımla “Tanrı’nın ilahî birliği” (“monoteizm” veya “tevhit”) prensibini başlangıç veya varış noktası gibi gören iki ayrı teoloji akımını bu başlık altında ele almışlardır. Şöyle ki: 1. “Mesih” sıfatıyla birlikte zikredilen İsa’yı, dinî açıdan “yegâne mutlak egemen” olarak görülüp “Baba” tabir edilen Tanrı’nın tezahürü veya enkarnasyonu ( lit  . cisimleşmiş şekli) kabul edenler “Modalist (Şekilci) Monarşiyanistler” (bundan sonra MM şeklinde kısaltılacaktır), 2. “Mutlak egemen” Tanrı ile İsa-Mesih’in her bakımdan ayrılığı düşüncesini benimseyip İsa’yı beşer addedenler ise “Dinamik (Adaptiyonist) Monarşiyanistler”, şeklinde isimlendirilmişlerdir. Monarşiyanist kapsama dâhil edilen bu ilahiyat görüşlerinin Hıristiyanlık bünyesinde ilk defa ne zaman ortaya çıktıkları tam olarak bilinmemektedir. Kilise yazarları bu konuda II. yüzyıla dikkat çekmişlerdir. Ancak bu yazarlar bir diğer taraftan en azından DM akımın monoteizm algısını Yahudilerle kıyasladıkları için, belki de DM’in köklerini çok daha önceki tarihlerde aramak lazımdır. Yine de II. yüzyıla bilhassa dikkat çekilmesi bir tesadüf değildir. Çünkü “tevhit” kavramının nasıl tanımlanacağı tam da bu dönemlerin önde gelen tartışma konusuydu. Anlaşıldığı kadarıyla, “gentiles” ( lit  . Yahudi olmayanlar) Hıristiyanlar arasında “teslis” düşüncesi tevhit kavramının tanımlanması noktasında bu zamanlarda hâkim kanaat halini almaya başlamıştı. Zira “İlahî Kelâm” (“Söz”) vasfı taşıdığı öne sürülen İsa, I. yüzyılın son yıllarında veya II. yüzyılın başlarında yazıldığı tahmin edilen Yuhanna İncili’nin başlangıç cümlelerinden hareketle 10  λόγος ( logos -söz) tabirinin karşılığı olarak Hıristiyan teolojisine II. yüzyılda girmişti. 8II. yüzyıl ortalarından bir örnek için bk. Justin, 1. Apology  , LXI. 9Erken kilise yazarlarının eserlerinde İsa’ya ilişkin bazı “hakikatleri”, yani aslında O’nun “tanrı” olduğu iddiasını kavrayamadıkları ve reddettikleri gerekçesiyle “sapkın” ilan edilmiş olan “Nasranîler” ile “Ebionitler”, aralarındaki bazı nüanslara karşın büyük oranda havarilerden yadigar teolojik görüşleri paylaşan İsa’nın Yahudi karakterli cemaatleriydi. Iustinos, Irenaeus, Hippolytus, Eusebios ve Epiphanius bunlar hakkında bilgiler nakleden kilise yazarlarından bazılarıdır. Ebionitler hakkında biraz daha aşağıda daha detaylı bilgiler verilecektir. 10  Ἐν ἀρχῇ ἦν ὁ Λόγος, καὶ ὁ Λόγος ἦν πρὸς τὸν Θεόν, καὶ Θεὸς ἦν ὁ Λόγος (Başlangıçta Söz vardı, ve Söz Tanrı’yla beraberdi, ve Söz Tanrı’ydı).  Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstüsü Dergisi, Sayı 31, Nisan 2018 Z.Duygu 333 MM, “BİR” kabul ettiği Tanrı’nın eşzamanlı, müstakil ve ardışık üç başka mahiyette veya görünümde tezahür ettiğini, ancak gerçekte tek bir şahsiyetten ibaret olduğunu öne sürmüştür. Buna göre, “Mutlak Tanrı” örneğin Eski Ahit’te gördüğümüz gibi kendisini bazen “Baba” hüviyetiyle tanıtmıştı. Aynı “Mutlak Tanrı” bazen ve örneğin Yeni Ahit’te karşımıza çıktığı gibi “Oğul” (İsa) suretine hulul ederek belirmiş, kimi zaman ise Kutsal Ruh mahiyetine bürünmüştü. Yani “tanrılık” olgusu aslında aynı tanrısal şahsiyetin üç farklı tezahüründen ve isminden ibaretti. DM ise aynı konuda farklı inanç ilkeleri benimsemişti. Çünkü bu akımın mensupları İsa’yı “Mutlak Tanrı”nın cisimleşmiş şekli gibi görmekten veya “Mutlak Tanrı”ya eşit tanrısal bir varlık addetmekten sakınmışlardı. Bu bağlamda, Eski Ahit’in kimi zaman “Baba” tabir edilen Tanrı’sı “yegâne”, “yüce”, “eşsiz” ve “yaratıcı” olan “BİR” Kadir-i Mutlak’tı. İsa ise beşer tabiatlı bir varlıktı, herkes gibi bir insandı; varlığını ve mucizelerini kendisini yaratan ve “BİR” olan “Kadir-i Mutlak” Tanrı’ya borçluydu 11 . Anlaşılan o ki, MM akımın mensupları “Baba” ile “Oğul”u “aynı tanrısal varlık” kabul etmek suretiyle, onları iki ayrı “tanrısal hypostasis ” sayan teslise kıyasla daha anlaşılabilir ve kendilerince tevhide daha uygun bir “tanrısallık” ekseninde buluşturma maksadı taşımışlardı. Bir yandan Mutlak Tanrı’nın “BİR” olduğu söylenirken öte yandan İsa’nın da “tanrılığı” öne sürüldüğü için, MM akımın mensupları teslis düşüncesini İsa’nın kristolojik değerini düşürmeden tevhitle uzlaştırmak istemişlerdi. MM akımın Sabellius (III. yüzyıl) gibi tanınmış temsilcileri, İsa’yı aynı Tanrısal varlığın bir tecessümü addederek, yani bunların her ikisini de aynı tanrısal şahsiyet sayarak, kendilerince monoteizmi kurtarmış oluyorlardı (Hagenbach, 1850: 262-263). Artık iki veya üç tanrıdan bahsedilemezdi. “Baba” ile “Oğul” aynı şahsiyet ise ortada sadece bir Tanrı mevcuttu. DM akım mensupları da teslis hipotezini din dışı bir yaklaşım olarak görmüşler, fakat kendi inanç ilkeleri açısından MM’den ayrılarak İsa’nın kristolojik değerini açıkça düşürmüşlerdi. Şöyle ki, MM’e göre teslisin üç öğesi aynı tanrısal varlığın tezahürleydi. DM için ise bu üç öğeden yalnızca “Baba” tabir edilen Tanrı “yüce”, “eşsiz” ve “yaratıcı” “BİR” idi (Hagenbach, 1850: 265). İsa’nın veya Kutsal Ruh’un “tanrısallık” olgusuna hiçbir yönden iştirakleri yoktu. Zira Kutsal Ruh müstakil bir şahsiyet değildi, İsa ise herkes gibi bir beşerdi. Sonuç olarak, ister Modalist ister Dinamik koluna mensup olsunlar, Monarşiyanistler için Tanrı iki veya üç değil, ancak ve sadece “BİR” idi. Madem Tanrı “BİR” idiyse, o halde teslisin tanrılaştırdığı İsa gerçekte ya “BİR” olan Tanrı’nın farklı formu veya tezahürüydü (MM) ya da aslında tanrı olmayıp Mutlak Tanrı’dan ayrı, düşük ve beşerî bir şahsiyetin temsilcisiydi (DM) (Seeberg, 1905: 163). 3. DİNAMİK MONARŞİYANİST AKIMIN ÖNDE GELEN TEMSİLCİLERİ IV. yüzyıldan itibaren ana akım hüviyeti kazanmaya başlayan bugünkü kilisenin, teslis muhalifi veya kilise öğretileriyle bir şekilde uyumsuz içerik taşıyan dini belgelere karşı sistemli bir imha politikası izlediği bilinmektedir. Buna ilişkin çarpıcı örneklerden birisi, Arius’a ait belgelerin imparator Constantinus (ö. 337) tarafından yaktırılmasıdır. Roma yönetiminin Hıristiyanlığa yönelik bazı kovuşturmaları sırasında da kilise yetkilileri “kutsal metinler” adı altında devlet yetkililerine “sapkın” gördükleri Hıristiyanların metinlerini vermişlerdir (Kaçar, 2003: 189). Dolayısıyla, resmî kilise tarafından ana akımın dışında bırakılan yüzlerce ilahiyat görüşünü ancak ve sadece kilisenin resmî düşüncelerine bağlı düşmanlarının eserlerindeki tek taraflı bakıştan hareketle anlamak zorundayız. Maalesef DM akımın inanç ilkeleri açısından da durum böyledir. 3.1. Byzantionlu Theodotos (ö. 200 Sonrası) Hakkında çok az şey bilinen bir deri tüccarı, Byzantionlu Theodotos, kilise yazarlarına göre bugün DM diye isimlendirilen teoloji akımının kurucusudur. Bu akımın mevcudiyetine dair ilk bilgiler II. yüzyıl sonlarından ve Roma İmparatorluğu’na adını veren o zamanki başkentinden gelmiştir. III. yüzyılın önde gelen Hıristiyan ilahiyatçısı Hippolytus (ö. 235), kendi penceresinden “sapkın” saydığı veya sandığı Hıristiyanlık akımlarını anlattığı eserinde, Theodotos (ö. 200 sonrası) adında bir deri tüccarından da garip bir “sapkınlık” ortaya attığı gerekçesiyle bahsetmişti. Şöyle ki:Theodotos aslında Tanrı’nın yaratıcı gücüne yaptığı mutlak vurguyla ana akım kilisenin “Ortodoksluk” çizgisinde yer alıyordu. Ne var ki, Theodotos’un Mesih konusunda Cerinthus 12  ve Ebion’a 13  benzer düşünceleri 11Detaylar için bk. Kärkkäinen, 2016: 48-50; Streeter, 2012: 71-72; Kelly, 1968: 115; Weinandy, 2003: 58-59; Kaçar, 2009: 42-43; Sharrock, 2012: 40; Guy, 2004: 263; Erickson, 2001: 111. 12“Mesihlik” sıfatının İsa’ya vaftizle beraber geldiğini, görevi sırasında O’na yol gösterdiğini ve çarmıha gerildiği sırada O’ndan ayrıldığını öne süren ve Yahudi karakteriyle önplâna çıkan erken yüzyılların Hıristiyan bir ilahiyatçısıdır. II. yüzyılın Hıristiyan yazarı Irenaeus,  Adversus Haereses  isimli eserinin birinci ve üçüncü kitaplarında onun isminden ve öğretilerinden bahsetmektedir. 13Hırisyanlık tarihinde Ebionitler ismiyle anılan Yahudi karakterli inanç topluluğuna ait teolojik kirlerin yaracısı ve bu grubun kurucusu ol - duğu zannedilen hayalî bir gürdür. İlk defa olarak Tertullianus ( De Carne Chris  , 18) tarandan bahsi yapılmışr ve erken kilise yazarları onun Cerinthus’un öğrenci olduğunu öne sürmüşlerdir. Bununla beraber, tarihte Ebion isminde birisinin yaşamadığını ve Ebionitler denilen inanç harekenin de böyle birisi tarandan kurulmadığını biliyoruz.
Related Search
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks